14 Temmuz 2011 Perşembe

Biraz kül biraz duman...

Keşke bu kül bu duman, verkaç'ın tekrar sahneye fırmalasından mütevellit yükselseydi, mesela Fırat İşbecer'in dediği gibi, çocukların "şehre" geri döndüğünün müjdesini daha uzaklara duyurmak için yapılan görgüsüzce bir kutlamanın alametleri olsaydı. Ama öyle değil, Türk Futbolu, yani "şehir" yanıyor, bu kül bu duman ondan...

İlk dalga geldiğinde herkes şaşırdı. Dolaşan isimlerin heybeti önce işin özüne perde çekti. Ama sonra ortaya çıktı ki, amaç ya da yöntem ne kadar tartışılabilir olursa olsun, bir şekilde karanlık ve pis bir yığın küreniyor... İlk şok atlatıldıktan sonra herkes merakla etrafta toplanmaya başladı, kürenme bitince altından ne çıkacak diye. Ama esas soruyu kimimiz yeni yeni soruyor, kimimiz zamanı gelince soracak: ne zaman birikti bu kadar pislik, bu kadar çamur?

Herkes kendi tuttuğu takıma yani taktığı gözlüğün rengine göre başlattı bu kirliliğin miladını; kimisi 1980'lere gitti, kimisi 1990'lara, kimisi Aziz Yıldırım ile başlayan, kim ne derse desin son on yılın büyük kısmını kaplayan Fenerbahçe damgasıyla örtüştürdü futboldaki büyük yozlaşmayı. Tabi ki soruşturma ilerledikçe, daha büyük resmi göreceğiz, öncesi/sonrası analizlerini yapacağız ama bana öyle geliyor ki sadece Türkiye değil, Avrupa'daki yozlaşmanın da miladı 1993'tür.


Tabi ki bir genelleme, hem de böylesi bulutlu bir konuda böylesi kesin iddialar taşıyan bir genelleme kolaylıkla çürütülebilir. Ama bu tarih, futbol sahasında dökülen her terin nakte çevrildiği Şampiyonlar Ligi (ŞL)'nin doğum yılı olması itibariyle, böyle bir kirlenmenin miladı olmaya en yakın tarih kanımca.

İlk ortaya çıktığında ismiyle, logosuyla, eleminasyon sistemiyle futbolseverleri sarhoş etti ŞL. Tüm dahiyane fikirler gibi, basit ve etkiliydi: En iyinin iyileri ortaya çıkacak, lig usulünce çarpışacak. Ortaya çıkan galip, "şampiyonların şampiyonu" olacaktı. Öyle de oldu zaten, halen her yıl ŞL boyunca futbol keyfi tavan yapıyor. Öyle ki, Şampiyonlar Ligi müziği duyulduğu zaman, Pavlov'un evcilleri gibi elde bira, önde çerez moduna geçmemize sebep oluyor, gözümüzün önüne Star 1 logosu geliyor.

Proje zaman içerisinde eleminasyon sistemine yapılan bir kaç makyaj dışında çok başarılı şekilde bu zaman kadar yaşamayı başardı, hatta 2002 yılından itibaren Copa Sudamericana (CSA) adıyla futbolun öncü kıtalarından Güney Amerika'ya ihraç edildi. Her yıl katılan, puan alan, elemelerde adım adım ilerleyen ve şampiyon olan takımlar, aşamalı olarak artan miktarlarda paralar kazanmaya başladılar. Takımlar kendi liglerinde, Şampiyonluk mücadelesinden geri kaldıkları dönemlerde ŞL 'ni kovaladılar. Böylece liglerde daha geç havlu atıldı, başarı için ikinci bir ölçü olarak ŞL de ödül tablosuna girdi. Her şey futbol kaynaklıydı ve kağıt üstünde her şey futbol içindi.

Fakat maalesef işin başka bir yönünde, özellikle son yıllarda artan bir şekilde ŞL sayesinde "başarı & maddi kaynak" korelasyonu birbirine fazlaca yaklaştı. Yani basit bir şekilde, "ne kadar ekmek o kadar köfte" mantığı egemen oldu. Başarılı takımlar pastadan daha çok pay aldıkça artan iştahlarla masaya daha güçlü şekilde geri döndüler, daha çok pay aldılar, sonra daha fazlası için geri geldiler. Tabi ki her futbol sever her yıl daha güçlü bir Real Madrid, Barcelona, M. United izlemekten zevk alır, keyifle de izler ama yıllar geçtikçe eleğin üstünde hep aynı takımlar kalmaya başladı.

İnternet devrimi burada da etkiledi tarihin gidişatını; bahis ve özellikle online bahis pastasının da her yıl katlanarak büyümesi işin boyutunu başka boyutuyla daha amacından saptırdı. Bol ve kontrolsüz kazancın olduğu her yerde türeyen suç örgütleri ya da bildiğimiz yapılanmasıyla "mafya" , futbolun olduğu her yerde kendisine yer bulmaya başladı. Ne kadar resmi ve onaylı kanallardan yürütülse de, bahis sahaya girdi. Eskiden sadece kritik maçlar başarı ve maddi kaynağı bir arada getirebilirken, artık yeni düzende her maç, sonucunda bir milyoner yaratabilecek bir kaynak haline geldi.

Bununla da kalmadı ŞL'nin karanlık gölgesi, ulusal liglerde de iştahları arttırdı. Herkes bütçesine peşin peşin koyduğu o milyon euroları istiyordu.  Liglerde eskiden beri "hatır-gönül" ilişkileri çerçevesinde gelişen şikevari ayarlar, artık organize şekilde ve makine düzeninde yapılmaya başlandı. Tabi ki açıklar verildi ve skandallar arkası arkasına patlamaya başladı;
-2004 Hamburg Skandalı: Kupa maçında Paderborn önünde 4-2 kaybederek elenen Hamburg'u 10 kişi bırakan ve Paderborn lehine iki penaltı veren orta hakem Robert Hoyzer'in, Paderborn'un galibiyeti üzerine büyük miktarda bahis oynadığı ve bu nedenle karşılaşmayı manipüle ettiği ortaya çıktı.

-2004 Genoa-Venezia Skandalı: Serie B ekiplerinden Genoa, son maçta Venezia'yı mağlup ederek Serie A'ya yükselmeyi başardı. Ancak bu maçta, rakip kulübe 250 bin avro ödediği anlaşılan Genoa, Serie C'ye düşürüldü.

-2005 Brezilya Skandalı: FIFA Kokartlı hakem Edilson Pereira de Carvalho, tam 11 maçta şike yaptığını itiraf edince hapse girdi, bir anlığına şeytana uyduğunu dile getiren Carvalho'nun yönettiği bu 11 müsabaka iptal edildi.

- 2005-2006 İtalyan Skandalı: “Calciopoli” İtalya'da çok can yaktı. "Temiz ayaklar" diye de anılan şike operasyonu, İtalyan polisinin mafya Luciano Moggi ilişkilerini araştırırken, telefon dinlemelerinde tesadüfen, hakem ayarlama olaylarına şahit olmasıyla başlamıştı. Bu yönleriyle içinde bulunduğumuz kaotik ortamın çok benzerini yaşadı İtalya o yıllarda.

Ortaya çıkan deliller, soruşturmanın ilerleyen safhalarında Juventus, Milan, Lazio, Fiorentina ve Reggina'yı etkiledi. 14 Temmuz 2006'da açıklanan ilk cezalara göre; Juventus, Fiorentina, Lazio küme düşürülmüş, Milan ise Şampiyonlar Ligi hakkını kaybetmişti. Ancak daha sonra cezalarda indirime gidilirken, Fiorentina ve Lazio'nun da Serie A'da kalmasına karar verildi. Faturanın en ağırıysa, küme düşürülmesi kararı onanan Juventus'a kesilmişti.

-2006 Belçika Skandalı- 1. Lig ekiplerinden Lierse'nin üç futbolcusu, net bir şekilde, Çin mafyası ile birlikte şike yaptıklarını itiraf ettiler. Sint-Truiden - La Louviere maçı sonrasında, konuk ekibin eski teknik direktörü Gilbert Bodart da, maç öncesinde Belic, Ttolica ve Ramond ile anlaştıklarını kabul etti.

-2009 Şubat ayında Polonya’da patlak veren lokal bir şike skandalı, işleri çok başka yerlere taşıdı. 4 takımın, şike yaptıkları gerekçesiyle 1. ligden ihraç edildiği davada Hırvat kökenli Ante Sapina, 5 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Sapina, davada, 2008 ile 2009 yıllarında aralarında Dünya Kupası elemeleri ve Avrupa Ligi maçlarının da bulunduğu çok sayıda Avrupa ülkesindeki maçta şike yaptığını itiraf etmişti. Bochum Savcılığı, Sapina'nın toplam 50 maçta şike yaptığını savunurken, mahkeme Sapina'nın, aralarında Dünya Kupası elemeleri çerçevesinde 9 Eylül 2009 tarihinde oynanan Liechtenstein-Finlandya karşılaşmasının da bulunduğu 28 maçta şike yaptığına karar verdi.

Bütün bu skandallar, maalesef futbolun geçirdiği dönüşümün sadece lirik ve nostaljik bir “endüstriyelleşme” teorisiyle ile açıklanamayacağını, kurulan tezgahların uluslararası boyutlarda güce ve etkiye sahip olduklarını gösteren deliller. Dolayısıyla bu organizasyonlarla mücadele yöntemleri de artık daha organize ve otoriteler daha caydırıcı cezalarla iş yapmaya çalışıyor. UEFA bu tip davalarda "sıfır tolerans" politikası öneriyor ve ülke federasyonlarına bu yönde baskı yapıyor.

Ülkemizde son haftalarda konuşulan şeyler ne kadar canımızı yaksa da, ne kadar basit ve masum duygularımızla “suçlu” “hayır değil” “keşke olmasa” “kğme düşsün & düşmesin” boyutunda gezinsek de, bu şike ve şikeye karşı organize mücadele hukuku işi, uluslararası bu konjonktürden bağımsız değil. O uğursuz 1993 yılından itibaren etrafı daha çok saran o “para” perdesi ardında dönen işlerin pislikleri bunlar. 1990'lardan itibaren futbolcu düğünlerinin davetli listelerine baktığınızda, aslında net olarak görebiliyorsunuz işin aslını.

Peki şimdi ne mi olacak? Kendi ülkemizdeki yangını elbet kendimiz söndüreceğiz, bedel ödemesi gerekenler ödeyecek. Belki uluslar arası düzlemdeyse, CAS benzeri üst spor mahkemelerinin, sporda şiddet ve usulsüzlüklere karşı daha organize ve profesyonel olarak mücadele edileceği bir döneme şahit olacağız.
Görünen o ki, bizler sahaya tekrar çıkarken, futbolun esas öğelerinden bazıları bir süre ara verecekler futbola. Umarız ki İtalya gibi, krizden güçlenerek çıkar Türk Futbolu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme